arzuhan
10-11-2009, 14:58
Ağlıyoruz!
Kadın, erkek, genc ihtiyar, ayni yaranın acısını duyan tek bir ferd gibi, hep beraber alığlıyoruz.
Beyaz mendillerile ıslak yanaklarını kurulamaya çalışan genc kızlar, gözyaşlarını yüreklerine akıtan vakur çehreli Üniversite gencleri, çavuş üniforması içinde, asablarına hakim olmak gayretile dudaklarını ısıran yağız Mehmedcikler ve şehri dolduran koca halk kütleleri, hisselerine düşen keder payının yükü altında içlerinin eridiğini duyuyorlar.
İstanbulda, yüreklerimizden taşan ve sokaklara sığmıyan bir matem var.
Türk milleti, 16 mart 1920 denberi hiçbir acıyı bu kadar bir ve bu kadar beraber olarak duymamıştı.
Büyük zaferlerin ışık dolu ufuklarına kavuştuktan sonra, yalnız sevincli günler yaşamaya alışmıştık.
Heyhat ki hayat, ferdleri olduğu gibi milletleri de önüne geçilemiyecek talih darbelerine uğratıyor. Ve kudretli bir milletin acısı da sevinci gibi derin oluyor, iz bırakmadan geçmiyor.
Ebedi cemiyetlerin mukadderatı budur ve bu hakikati biz vaktile Atatürkten öğrendik.
Mütarekenin kara günlerinde, eli kolu bağlanmış bir millet halinde yarınımıza ağladığımız sıralarda kulaklarımızda cesur ve gür sesi çınlamıştı:
- Kurtulacaksın, diyordu. Istırabın büyüğü, hayatiyetin ve hassasiyetin timsalidir. Mademki sana vurulmak istenen zincirlerin acısını bu kadar derin bir kudretle duyabiliyorsun, elbette kurtulacaksın!
Ve büyük Türk milleti, bu sözlerin vadettiği hakikati anladığı içindir ki ıstıraba harcamakta olduğu enerji kaynaklarını Atatürkün yüksek iradeli kumandası altına toplamakta bir an bile teddüd etmedi.
Fakat ah ne yazık ki, Onun tuttuğu ışık ve saadet yaratan meş'ale önünde daima yükselerek ilerleyen Türk milleti, günün birinde, Onu kaybetmiş olmanın acısı etrafında toplanacaktı.
Ağlıyoruz!
Gözyaşlarımızı içimize akıtarak, ruhumuz kanayarak ağlıyoruz.
Egoist değiliz.
- Ne olurdu, bu kara günü bizden sonrakiler görselerdi!
Diye hayıflanmıyoruz. Bizden sonra yetişecek çocukalrımızın matemi bizimkinden farklı olmıyacağına göre, neslimizin talihine isyan etmiyor, fakat ruhumuzun sonsuz acısile sarsılarak ağlıyoruz.
Istırabımız, Türk birliğinin, Türk kudretinin azametile mütenasibdir. Ancak büyük milletlerdir ki, sevincleri gibi ıstırabları da derin olur.
İnsanlık tarihinde üzerimize düşen vazifenin kudsiyetini müdrik ve vakur ağlıyoruz.
C U M H U R İ Y E T
Kadın, erkek, genc ihtiyar, ayni yaranın acısını duyan tek bir ferd gibi, hep beraber alığlıyoruz.
Beyaz mendillerile ıslak yanaklarını kurulamaya çalışan genc kızlar, gözyaşlarını yüreklerine akıtan vakur çehreli Üniversite gencleri, çavuş üniforması içinde, asablarına hakim olmak gayretile dudaklarını ısıran yağız Mehmedcikler ve şehri dolduran koca halk kütleleri, hisselerine düşen keder payının yükü altında içlerinin eridiğini duyuyorlar.
İstanbulda, yüreklerimizden taşan ve sokaklara sığmıyan bir matem var.
Türk milleti, 16 mart 1920 denberi hiçbir acıyı bu kadar bir ve bu kadar beraber olarak duymamıştı.
Büyük zaferlerin ışık dolu ufuklarına kavuştuktan sonra, yalnız sevincli günler yaşamaya alışmıştık.
Heyhat ki hayat, ferdleri olduğu gibi milletleri de önüne geçilemiyecek talih darbelerine uğratıyor. Ve kudretli bir milletin acısı da sevinci gibi derin oluyor, iz bırakmadan geçmiyor.
Ebedi cemiyetlerin mukadderatı budur ve bu hakikati biz vaktile Atatürkten öğrendik.
Mütarekenin kara günlerinde, eli kolu bağlanmış bir millet halinde yarınımıza ağladığımız sıralarda kulaklarımızda cesur ve gür sesi çınlamıştı:
- Kurtulacaksın, diyordu. Istırabın büyüğü, hayatiyetin ve hassasiyetin timsalidir. Mademki sana vurulmak istenen zincirlerin acısını bu kadar derin bir kudretle duyabiliyorsun, elbette kurtulacaksın!
Ve büyük Türk milleti, bu sözlerin vadettiği hakikati anladığı içindir ki ıstıraba harcamakta olduğu enerji kaynaklarını Atatürkün yüksek iradeli kumandası altına toplamakta bir an bile teddüd etmedi.
Fakat ah ne yazık ki, Onun tuttuğu ışık ve saadet yaratan meş'ale önünde daima yükselerek ilerleyen Türk milleti, günün birinde, Onu kaybetmiş olmanın acısı etrafında toplanacaktı.
Ağlıyoruz!
Gözyaşlarımızı içimize akıtarak, ruhumuz kanayarak ağlıyoruz.
Egoist değiliz.
- Ne olurdu, bu kara günü bizden sonrakiler görselerdi!
Diye hayıflanmıyoruz. Bizden sonra yetişecek çocukalrımızın matemi bizimkinden farklı olmıyacağına göre, neslimizin talihine isyan etmiyor, fakat ruhumuzun sonsuz acısile sarsılarak ağlıyoruz.
Istırabımız, Türk birliğinin, Türk kudretinin azametile mütenasibdir. Ancak büyük milletlerdir ki, sevincleri gibi ıstırabları da derin olur.
İnsanlık tarihinde üzerimize düşen vazifenin kudsiyetini müdrik ve vakur ağlıyoruz.
C U M H U R İ Y E T