MaNiaC_oF_BiKe
03-04-2010, 23:31
Cüceloğlu : Arkadaşlar aranızda ölümcül hastalığı olan var mı ?
Bir katılımcı : Allah’ a şükür hocam , bildiğimiz kadarıyla yok .
Cüceloğlu : Ne güzel ! Peki , bana , istisnasız tüm insanların , yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz ?
Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar : Ölüm …
Cüceloğlu : İnsanların başına kesinlikle gelmiştir , ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir.
Peki , madem öleceğimiz garanti , bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi ?
Katılımcılar burada sessizce , başlarıyla onaylamaya başlar.
Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır…
Cüceloğlu : Peki , ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz ?
Katılımcılar : Hayır .
Cüceloğlu : Bu saniye içinde olma olasılığı var mı ?
Bir katılımcı : Var .
Cüceloğlu : Yarın ?
Bir katılımcı : Evet .
Cüceloğlu : 30 yıl sonra ?
Bir katılımcı : Olabilir .
Cüceloğlu : Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz ?
Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz ?
Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.
Cüceloğlu : Peki bir de tersini düşünelim , bu akşam eve döndüğünüzde , bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir ? Var mıdır böyle bir garanti ?
Bir katılımcı : Yoktur hocam .
Cüceloğlu : Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini ?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.
Bir katılımcı : Hocam konuyu değiştirsek ?
Cüceloğlu : Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz , biraz daha devam edelim bence.
Peki , acaba bunu dün gece bilseydiniz , yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz , o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz ? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız ?
Bir katılımcı : Kesinlikle çok farklı geçerdi hocam.
Cüceloğlu : Şimdi sizden rica ediyorum , lütfen bir an arkanıza yaslanın , gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün , dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz ? Aynı iletişim mi olurdu ?
Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz ?
Aynı konular , tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı ? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi ?
Bu sabah evden çıkarken , bu son görüşünüzde ona ne derdiniz ?
Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz ?
Çok sıkı sarılmaya mı , aynaya mı vakit ayırırdınız ?
Ona , yüreğinizin derininden gelen bir “ Seni gerçekten çok seviyorum “ demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz ?
Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı ?
Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.
Cüceloğlu : Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz , acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz , kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli , hangilerinde “ Şimdi kalbini kırdım , ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim “ diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz .
Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız var mı ?
Buna zamanımız gerçekten kaldı mı ?
Bir katılımcı : Allah’ a şükür hocam , bildiğimiz kadarıyla yok .
Cüceloğlu : Ne güzel ! Peki , bana , istisnasız tüm insanların , yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz ?
Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar : Ölüm …
Cüceloğlu : İnsanların başına kesinlikle gelmiştir , ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir.
Peki , madem öleceğimiz garanti , bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi ?
Katılımcılar burada sessizce , başlarıyla onaylamaya başlar.
Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır…
Cüceloğlu : Peki , ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz ?
Katılımcılar : Hayır .
Cüceloğlu : Bu saniye içinde olma olasılığı var mı ?
Bir katılımcı : Var .
Cüceloğlu : Yarın ?
Bir katılımcı : Evet .
Cüceloğlu : 30 yıl sonra ?
Bir katılımcı : Olabilir .
Cüceloğlu : Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz ?
Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz ?
Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.
Cüceloğlu : Peki bir de tersini düşünelim , bu akşam eve döndüğünüzde , bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir ? Var mıdır böyle bir garanti ?
Bir katılımcı : Yoktur hocam .
Cüceloğlu : Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini ?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.
Bir katılımcı : Hocam konuyu değiştirsek ?
Cüceloğlu : Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz , biraz daha devam edelim bence.
Peki , acaba bunu dün gece bilseydiniz , yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz , o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz ? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız ?
Bir katılımcı : Kesinlikle çok farklı geçerdi hocam.
Cüceloğlu : Şimdi sizden rica ediyorum , lütfen bir an arkanıza yaslanın , gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün , dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz ? Aynı iletişim mi olurdu ?
Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz ?
Aynı konular , tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı ? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi ?
Bu sabah evden çıkarken , bu son görüşünüzde ona ne derdiniz ?
Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz ?
Çok sıkı sarılmaya mı , aynaya mı vakit ayırırdınız ?
Ona , yüreğinizin derininden gelen bir “ Seni gerçekten çok seviyorum “ demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz ?
Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı ?
Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.
Cüceloğlu : Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz , acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz , kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli , hangilerinde “ Şimdi kalbini kırdım , ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim “ diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz .
Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız var mı ?
Buna zamanımız gerçekten kaldı mı ?