hamtunay
24-03-2010, 12:50
Akdenizin ilim ve irfan yuvasında, sabah kuşlarının, türlü, türlü nağmeleriyle sevda ve sevinç uyandırdığı, dinlenme ve uğrak yeri simitçi kafe, masa ve sandalyelerin kenarındaki, çiçekleri, etrafındaki yeşilliklerin ortasında, buluşma ve kısa bir selamlaşmanın ardından, tamamlanmış görünen mevcutla birlikte, yola koyulduk.
Üzerimizden geçen bulutların, görselliği altında, yol boyunca bir düzen içerisinde, gök yüzündeki turnalar misali, uçarcasına, akıyor gibiydik, düden şelalesine, yüksek tepelerden, billur şeffaflığında ruh okşayıcı, bir ahenkle dökülen su, kenarlarında kendilerine mahsus, çalgılar eşliğinde ettikleri, neşeli raksların, zevk ve sevinci ile geçtik önünden, görüntüler kaydederek, farklı üç makineyle, ara sıra karşımıza çıkan, kırbaç altında kaplan olmuş, evsiz kedi ve köpekler, içinden geçiyoruz, tedirgin ve korkarak.
Hastalık sarmış, kızıl çam ormanının, kozalaklaşmış ve yer yer kurumuş ağaçları arasında, bu ağaçların nasıl kurtarılacağı hakkında konuşup, bir şey yapamamanın kaygısıyla ilerliyoruz kumlu, toprak yolda, tekerlekleri kaydırarak. Karar verdik, rüzgarda çırpına, çırpına sevdalı bir surette ufuklara dokunan, küçük dalların mavi, karaltıları içinde kalan kocaman gövdeli badem ağacına ulaşınca. Biraz tat almak, biraz dinlenmek için gölgesinde, elde küçük çubuk ve sopalar, yeni olmuş bahar tadını almak için dağıldık, badem ağacı etrafında, inanın fark etmiyor, bu uğraşmalar insan olarak yerli, yabancı.
Hayaliydi küçüklüğünden beri ağaçlara tırmanmak, şansından şimdi karşısında, badem ağacı vardı. Sefaletler ve hayat uğraşıları, vaktinden evvel açılmış, gül yaprakları gibi küçük, küçük buruşuklar oluşturarak, yanakları seçilecek surette sakmış, bu kısa vücudun üzerinde, yetmiş senelik bir çehreyle, yapamadı yine hayalini çaresiz halde, birileri tarafından, düşersin ağaçtan diye engellenince. Tekrar başlamıştı, hareket, ormanın yeşil karanlığı içinde, basarak pedallara uçarcasına, keskin virajlı, yollardan varmadan önce, Perge antik şehre, el sallarcasına, Kurşunlu şelalesinden, küçük, başlarını uzatarak ötüşen kuşların nağmeleri, başımızın, üstünde tatlı bir ezgi oluşturdu, çevresine gölge salan, sera, akasya ve portakal ağaçlarının tazeliği içerisinden geçerek, tatlı bir ilkbahar sabahında, lacivert gökyüzüne karşı kuşluğun, gül renkli kapılarını açarmış gibi görünen, tarihi sütunları, yapıları, ören adıyla anılan bu sanat eseri haline gelmiş taş ve kayaların, yıkıntılarıyla, günümüze kadar, geçmişi ve yaşantısını taşıyan Perge de, tarihe uzanmak ister insan, o yaşanmış olan sevgi, sevinç, mutluluk ve arzu edilmeyen savaşlara, zaman tünelinde.
Dönüyor pedallar, üzerinde yaylanan ayaklar altında gıcırdayarak, sevgi dolu, gönlü geniş ve hoş misafirperver insanları onurlandırmak adına, kabul edilen, kola ve bisküvi ikramına, teşekkür edip, domatesleri bırakarak ardında, o ayrılık esnasında, birileriyle özleyici bakışlarda, sessiz sedasız üzüntüyle, beklenen cenaze gelecek, haberinde.
Ağaçların, yapraklarından dökülen, çiçeklerin aralarından çıkan serin bir rüzgar, içinde sıralandık yine yola, süzülerek varmak için Aksu’ya, açlığımızı yatıştırmak hayali kurarak, köfte piyaza.
Güneşin gamlı ışığıyla, mutluluk verici surette, aydınlanmış bayır yollarını aşarken başladı aksilikler, bir biri ardınca, küçük hafif sıyrıklarla, ulaşıldı Lara’ ya. Yorgunluğu atacak yer arandı göz ucuyla, eksoz kokuları arasından sıyrılarak, çukurlaşmış yol aralarından tökezleyerek, düşerek sağlığı koruma pahasına.
Hayali sessizlik anlayışı, ruhu tarafından vekil kılınmış, bir meleğin, gökten inerek çocuklarının acısına, avuntu veren bir anne şefkatiyle sundu, meyvelerini, saygıyla, sevgiyle, sergiledi sıcak çayını. Başlamıştı artık karanlığın habercisi, güneşin batışı, yine başlamıştı ayrılıklar, hayaller, bir daha buluşmak temennisi altında, saygıyla, selamlaşmayla, coşkuyla sallandı eller, hüzünlü bakışlar, bu şehrin kalabalık, gürültülü yollarında.
Gök yüzünden uzanmış kollarına benzettiği, şehrin aydınlık, ışık sütununun ortasında, karasızlığını yenerek, kalplerdeki sükuneti ,baygın haliyle evlerinin yoluna koyuldu, yeni güzelliklerde buluşmak üzere. hamtunay
Üzerimizden geçen bulutların, görselliği altında, yol boyunca bir düzen içerisinde, gök yüzündeki turnalar misali, uçarcasına, akıyor gibiydik, düden şelalesine, yüksek tepelerden, billur şeffaflığında ruh okşayıcı, bir ahenkle dökülen su, kenarlarında kendilerine mahsus, çalgılar eşliğinde ettikleri, neşeli raksların, zevk ve sevinci ile geçtik önünden, görüntüler kaydederek, farklı üç makineyle, ara sıra karşımıza çıkan, kırbaç altında kaplan olmuş, evsiz kedi ve köpekler, içinden geçiyoruz, tedirgin ve korkarak.
Hastalık sarmış, kızıl çam ormanının, kozalaklaşmış ve yer yer kurumuş ağaçları arasında, bu ağaçların nasıl kurtarılacağı hakkında konuşup, bir şey yapamamanın kaygısıyla ilerliyoruz kumlu, toprak yolda, tekerlekleri kaydırarak. Karar verdik, rüzgarda çırpına, çırpına sevdalı bir surette ufuklara dokunan, küçük dalların mavi, karaltıları içinde kalan kocaman gövdeli badem ağacına ulaşınca. Biraz tat almak, biraz dinlenmek için gölgesinde, elde küçük çubuk ve sopalar, yeni olmuş bahar tadını almak için dağıldık, badem ağacı etrafında, inanın fark etmiyor, bu uğraşmalar insan olarak yerli, yabancı.
Hayaliydi küçüklüğünden beri ağaçlara tırmanmak, şansından şimdi karşısında, badem ağacı vardı. Sefaletler ve hayat uğraşıları, vaktinden evvel açılmış, gül yaprakları gibi küçük, küçük buruşuklar oluşturarak, yanakları seçilecek surette sakmış, bu kısa vücudun üzerinde, yetmiş senelik bir çehreyle, yapamadı yine hayalini çaresiz halde, birileri tarafından, düşersin ağaçtan diye engellenince. Tekrar başlamıştı, hareket, ormanın yeşil karanlığı içinde, basarak pedallara uçarcasına, keskin virajlı, yollardan varmadan önce, Perge antik şehre, el sallarcasına, Kurşunlu şelalesinden, küçük, başlarını uzatarak ötüşen kuşların nağmeleri, başımızın, üstünde tatlı bir ezgi oluşturdu, çevresine gölge salan, sera, akasya ve portakal ağaçlarının tazeliği içerisinden geçerek, tatlı bir ilkbahar sabahında, lacivert gökyüzüne karşı kuşluğun, gül renkli kapılarını açarmış gibi görünen, tarihi sütunları, yapıları, ören adıyla anılan bu sanat eseri haline gelmiş taş ve kayaların, yıkıntılarıyla, günümüze kadar, geçmişi ve yaşantısını taşıyan Perge de, tarihe uzanmak ister insan, o yaşanmış olan sevgi, sevinç, mutluluk ve arzu edilmeyen savaşlara, zaman tünelinde.
Dönüyor pedallar, üzerinde yaylanan ayaklar altında gıcırdayarak, sevgi dolu, gönlü geniş ve hoş misafirperver insanları onurlandırmak adına, kabul edilen, kola ve bisküvi ikramına, teşekkür edip, domatesleri bırakarak ardında, o ayrılık esnasında, birileriyle özleyici bakışlarda, sessiz sedasız üzüntüyle, beklenen cenaze gelecek, haberinde.
Ağaçların, yapraklarından dökülen, çiçeklerin aralarından çıkan serin bir rüzgar, içinde sıralandık yine yola, süzülerek varmak için Aksu’ya, açlığımızı yatıştırmak hayali kurarak, köfte piyaza.
Güneşin gamlı ışığıyla, mutluluk verici surette, aydınlanmış bayır yollarını aşarken başladı aksilikler, bir biri ardınca, küçük hafif sıyrıklarla, ulaşıldı Lara’ ya. Yorgunluğu atacak yer arandı göz ucuyla, eksoz kokuları arasından sıyrılarak, çukurlaşmış yol aralarından tökezleyerek, düşerek sağlığı koruma pahasına.
Hayali sessizlik anlayışı, ruhu tarafından vekil kılınmış, bir meleğin, gökten inerek çocuklarının acısına, avuntu veren bir anne şefkatiyle sundu, meyvelerini, saygıyla, sevgiyle, sergiledi sıcak çayını. Başlamıştı artık karanlığın habercisi, güneşin batışı, yine başlamıştı ayrılıklar, hayaller, bir daha buluşmak temennisi altında, saygıyla, selamlaşmayla, coşkuyla sallandı eller, hüzünlü bakışlar, bu şehrin kalabalık, gürültülü yollarında.
Gök yüzünden uzanmış kollarına benzettiği, şehrin aydınlık, ışık sütununun ortasında, karasızlığını yenerek, kalplerdeki sükuneti ,baygın haliyle evlerinin yoluna koyuldu, yeni güzelliklerde buluşmak üzere. hamtunay